31 Mayıs Direniş Süreci

Okuduğum bir kaç çarpıcı yazı var yaşananların analiziyle ve sonrasındaki sürecin nasıl gelişeceğiyle ilgili. Birincisini kendi sayfamda da paylaştım Halil Murat Şahinoğlu’nun “Peki ya bundan sonra?” sorusuna bilinmezine sunduğu bence ortak akıl ile iyileştirilip yükseltilebilecek bir oluşum fikri. İkincisi ise direnişçiler açısından biraz daha karanlık bir senaryoyu öngören ve oynandığımızı global bir bakış açısıyla ifade eden Merve Şebnem’in “Başbakan gemileri neden yaktı” adlı yazısı (mervesebnem.com adresinden ilgili yazıya ulaşabilirsiniz, ayrıca Çapulcu İngilizler yazısına da göz atabilirsiniz). Üçüncüsü, Ahmet Hakan’ın 4 Haziran 2013 tarihli “Kimse anlatamıyor bari ben anlatayım” başlıklı yazısıdır. Dördüncüsü, arkadaşım Can Çınar’ın direniş süreciyle ilgili yorumları. Yurt gazetesi yazarı, Yılmaz Polat’ın 24 Kasım 2012 tarihli “Deliğe süpürmeyin, kullanın” adlı yazısı.

Sayın Şahinoğlu, Can Dündar’dan da alıntı yaptığı yazısında İtalya’da vücut bulan 5 Yıldızlı Hareket benzeri bir çözüm önerisinde bulunmuştur. Bu özünde direnişçiler içerisindeki birlik ve beraberlik ruhunu koruyucu ve belki de partileşmedende siyaset yapılabileceğinin en somut örneği olarak karşımıza çıkmakta. Üstelik sokaktaki direnişçilerin çoğunluğunun 1980 sonrası siyaseten sindirilmiş ve apolitize edilmiş olduğu düşünülürse, hareketin başarısı sistemik bir evrime bile yol açabilir. İlk yapılması gerekenlerden birisi, internette ki bilgi kirliliğinden korunulabilecek bir platform altında toplanabilmektir. Burada direnen halk kesimini sokağa döken sosyal medyanın yardımı kullanılarak belli bir örgütlenme düzeyi sağlanabilir. Önemli olan güven duygusunun oluşum içerisindeki yerinin bilincinde olunmasıdır. Özünde yaparken öğrenilecek bir oluşum tabanına sahiptir ve belki de tarihte benzeri denenmemiş bir ilk hareket olma fırsatı mümkündür.

Sayın Şebnem, gelecek için daha karamsar bir tablo öngörmüş yazısında. Başbakanın attığı her adımın bilinçli ve mesaj niteliğinde olduğunu ancak mesajın kendi halkından çok dünya güç dengesi içerisindeki yerini bulmak üzerine olduğunu detaylandırmış. Bu bir bakıma anlayabildiğim bir olası senaryo çünkü başbakan son seçimden bu yana daha korkusuz ve ayrıştırmacı politikalarında ödün vermeden 11 yıllık iktidarını iç savaşa her an hazır bir bıçak sırtı üzerindeki ince çizgi üzerinde yürütmeyi başardı. Korkuyu en güçlü silah olarak kullanarak çatlak sesleri bastırma kabiliyeti ile devletin farklı kurumlarını ya doğrudan kendisine bağladı ya da devlet olanaklarını sonuna kadar kullanarak yok etme yoluna gitti. “Freni boşalmış bir kamyondan çok ayağını gazdan çekmeyen” bir üslup benimsedi ve önüne çıkanı ivmesini de kullanarak susturmasını bildi. Yakın zamanda başlangıçta yanında durup büyümesine destek çıkan yandaşlarının kimisinin üzerini çizebilecek güce ulaştı. Bu aslında kendisi için bir iç bağımsızlığını kazanma mücadelesi idi. Artık kendisini içeride eleştirebilecek kimselere karşı yeterince güçlüydü ve çatlak ses istemiyordu. Bunu özünde toplumda ötekileştirmenin bir başka parçası olarakta kullandı. Başlangıçta yanında olanlar ancak ideolojisini paylaşmayanlar, başbakan tarafından aforoz edildiğinde muhalefet bunlara sahip çıkacak değildi. Sadece cılız yeni bir muhalefet daha doğmuş oldu ancak bu yeni oluşum hem iktidara hem muhalefete muhalif nispeten yok sayılan bir arada kalmışlar grubu oluşturdu. Başbakan, aslında iç bağlarını kopartarak yanlızlaşmıyor saflarını sıklaştırıyor ve amaç uğrunda yürüdüğünü belli ediyordu. Sayın Şebnem’in yorumunu göz önüne alırsak bugünkü tavır ve üslubu perdenin oyunda ikinci perdeye geçildiğinin göstergesidir. İkinci perde başbakanı olduğu yere gelmesinde yardımcı olan dış güçler ile ilişkilerini düzenlemesidir. İlk seçildiği dönemde başbakan danışmanının “Sömürmek (exploit) kötü bir kelime ama kullanmak (use). Bu adamdan yararlanın. Bence onu devirmeye çalışmak, delikten aşağı koymak yerine, onu kullanın. Bundan yararlanmalısınız. Teklifim budur.” sözleri zamanında çok eleştirilmiş, çok tartışılmıştı. Şimdiye kadar bu çerçevede kullanılmasına izin veren başbakan, gelinen nokta da artık bir ast üst ilişkisini değil eşitler arasındaki bir ilişkiyi arzuladığını belli etme amaçlı olarak dış ilişkilerini de yeniden şekillendiriyor olabilir. Buna ek olarak Yurt Gazetesi yazarı Yılmaz Polat’ın 24 Kasım 2012 tarihli yazısında belirttiği gelişmeler doğrultusunda (Bush-Obama/Cumhuriyetçi-Demokrat değişimi), yahudi lobisinin yokluğundaki  (ki İsrail ile gitgelli ilişkiler ile onlara da gözdağı verilmekte ve güç dengesinde yukarı çıkılmaya çalışılmakta) yol haritasını sorgulaması bugün bakıldığında daha anlam kazanmış görünmektedir. Başbakan, göreve geldiği sürece kişisel serveti artmaktadır. Bu durumun dünyada da çeşitli örnekleri vardır (ilk aklıma gelen İtalya-Berlusconi) ancak başbakan Türkiye’de sıkça eleştirilen diktatörlük rejimi yönetim tarzı ve üslübu ve hatta mizacı sebebiyle sadece kazanmış olduğu servet ile yetinebilecek bir karaktere sahip değil. Her güç sahibi insanın istediği gibi daha fazla güç için hırçınlaşmaktadır. Bunun bir sonucu olarak Sayın Şebnem’in de belirttiği üzere dış dünyaya beni eşidiniz olarak sayın yoksa sizleri de benim seviyeme indirmesini bilirim mesajı göndermekte. Şimdiye kadar kullandınız ama bundan sonra değil restini özünde hem Doğu’ya hem de Batı’ya çekiyor. Kendi ayakları üzerinde yükselen bir güç olma çabasında. Benim öngörebildiğim tek sorun ekonomik, dış ülkelere ekonomik olarak bağımlı bir imparatorluk kurdu ve bağımlılık hızla artmakta ancak tersten bakınca yatırım yapılabilir ülke statüsüne yeni yükselen Türkiye’nin ligden yeniden düşmesi sadece Türkiye’ye değil yabancılara da zarar verecek. Yani özünde bankaya 1.000 lira borcunuz varsa bu sizin probleminizdir, ancak eğer bankaya 1.000.000.000 (1 milyar) borcunuz varsa bu bankanın problemidir noktasına geliyor ve yatırımcı açısından Türkiye too-big-to-fail statüsünde olmasa bile global bir hasar verebilecek boyutta büyük, özellikle dünya ekonomisinin bu kadar globalleştiği ve içinde bulunduğumuz dönem itibariyle kırılganlaştığı günlerde.

Ahmet Hakan’ın yazısına bakarsak onunda haksız olmadığı yerler olduğunu göreceğiz. Eğer sistemde kayma olmaz, direniş olaysız ve herhangi bir bütünleşme olmadan dağılır ise evet Ahmet Hakan haklıdır. Başbakan yerinden kalkmaz sadece üslubunu yumuşatarak koltuğunu korur. Ancak bence bu çokta mümkün bir senaryo iki sebepten ötürü değil. Birincisi, başbakan gücünü çatışmadan almaktadır. Bugüne kadar yumuşatıcı ve ortamı sakinleştirici hiç bir açıklaması olmadığı gibi bu açıklamayı yapması kendisi için yaratmış olduğu otoriter kimliği yıkacağından ötürü özür dilemesi ya da daha esnek bir tavır takınarak %100’ün başbakanı olması mümkün değildir, zaten bunu amaçlamamaktadır. Ayrıştırmış olduğu toplumsal parçaları korku ile kendisi kontrol altında tutmaktadır. Tutarlı olma çabası hiç gütmemiş bir başbakan için tutarlı olduğu tek konu gücünü paylaşmamasıdır. 

Son olarak arkadaşım Can Çınar kendi facebook sayfasında bir iletisinde “Bunca güzel ve cesur insan kavgada. Direnişin sonunda illa pratik bir sonuç beklemek veya derin okumalar yapıp dinamikleri anlamaya çalışmak yersiz. Kavganın kendisi bir sonuçtur zaten.” diyerek beni çok daha farklı bir düşünme seviyesine sevk etti. Yaptığımız direnişin kısa vadede elle tutulur bir sonucunu göremeye biliriz ancak pek çok mecrada Türkiye gençliğinin sanıldığı kadar güncel gelişme ve olaylardan uzak ve istenildiği gibi yönlendirilemeyeceği, ne kadar farklı olursak olalım, gerektiğinde bir arada durmasını bildiğimizi göstermiş bulunuyoruz. Bence çarpıcı pankartlardan bir tanesinde yazan bu sürecin nereye gideceğini belki de gösteriyor kısa ve net olarak

AKP’siz Din’e

CHP’siz Ata’ya

MHP’siz Vatan’a

BDP’siz Kürt’e

Sahip çıkarız

BİZ HALKIZ!

Bu yazı Fikren Düşündüklerim, Hayat içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to 31 Mayıs Direniş Süreci

  1. Kamil Bekir YAYLIM adlı kullanıcının avatarı Kamil Bekir YAYLIM dedi ki:

    Teşekkürler arkadaşım güzel tespitler.. Ancak son yazdığınızla birlikte sanırım Halil Murat Şahinoğlu’nun sunduğu sistem en yanında olunası sistem gibi görünüyor. Diğerlerinde bir çözüm önerisi olmadan sadece çözümlemeler var ve elini taşın altına koymak gibi bir düşünce yok sanırım.
    Sevgilerimle.

Yorum bırakın